Sınırlar: Birlikte ve Ayrı
- Dilek Akbaş

- 21 Nis 2022
- 4 dakikada okunur
Sınır bir çizgi çekerek, bir boşluk yaratarak iki şey arasında bir ayrım oluşturabilmektir. Sınırlarımızı oluşturmak bazı şeyleri birbirinden ayırmak ve ilişkilerde kendimizi tanımladığımız bir alan oluşturabilmek için çok gereklidir. Doğduğumuz andan itibaren sınırlarımız kendisini göstermeye, zaman içinde oluşmaya, değişmeye ve çeşitlilik kazanmaya başlar. Erken yıllarda sınırlar çok incedir ve anne-bebek bütünlüğü vardır. Bebek, ben-öteki ayrımı yapamaz; ben-ben değil arasındaki farkı algılayamaz. Ancak, zaman geçtikçe ideal şartlar içerisinde ben ve öteki ayrımı oluşmaya başlar ve bebek kendi ruhsallığını, bedenini, zihnini algılamaya başlar.
Ben ve öteki ayrımı gerçekleştikçe iki var oluş arasında bir sınır kurulur. Ancak bazı zorlayıcı yaşantılar, ebeveynin bu ayrışmaya izin vermemesi, çocuğun sınırlarını ihlal etmesi ve onun ‘hayır’ını saygıyla karşılamaması çocukta sınırlarının oluşumunu sekteye uğratabilir. Bu durumda kişinin kendi bedeninin ve zihninin sınırlarını belirlemesi zorlaşır. Bedeninizin sınırı, bir başkasının bedeni ile aranıza bir çizgi çeker. Bu sınır, 'Bana dokunamazsın veya bana bu kadar yakın duramazsın' diyebilmektir. Zihnin sınırı ise sizin zihniniz ile bir başkasının zihni arasına bir çizgi çeker. Sizin bir başkasından ayrı, farklı bir zihne sahip olmanızdır; diğerleri gibi düşünmek, hissetmek, görmek, algılamak zorunda olmamanızdır. Yani, 'Ben senden farklı düşünüyorum, ben bu durumda senin hissettiğin gibi hissetmek zorunda değilim veya ben bu şekilde algılamıyorum' diyebilmektir. Ve insanların da sizden farklı düşünebileceklerini, hissedebileceklerini anlayabilmektir. Kendi değerlerinize göre doğru ve yanlışları belirleyebilmektir. Kendi isteklerinizin, ihtiyaçlarınızın, korkularınızın, kaygılarınızın diğerlerinden farklı olabileceğini görebilmektir. Bu istekler ve ihtiyaçlar temelinde hareket edebilmektir. Neyi istediğiniz veya neyi istemediğiniz; istemediğiniz şeylere hayır diyebilmeniz, karşı tarafı memnun etmek zorunda olmadığınız, hayır deme özgürlüğüne sahip olduğunuz hep sınırlara sahip olabilmekle ilişkilidir.
Ayrıca içsel dünyamızla dış dünya arasında da bir sınır var. Dış dünyadan bize gönderilenleri kendi gerçekliğimiz bağlamında alırız, değerlendiririz, bir süzgeçten geçiririz. Eğer sınırlar bulanık olursa başkalarının bize söylediklerini birer gerçeklikmiş gibi ele alabiliriz. Örneğin, bir yakınınız size çok ilgisiz, umursamaz veya bencil olduğunuzu söyleyebilir. Siz bu söylenileni direkt alarak onu kendi içinize katabilir ve ‘Evet, öyleyim galiba’ diyebilirsiniz. Oysaki bu, o kişinin düşüncesi ve sizin gerçekliğinizi yansıtmak zorunda değil. ‘Ben öyle olduğumu düşünmüyorum’ diyebilmek önemli. Bu nedenle kendinizi olabildiğince tanımaya, anlamaya çalışmak çok kıymetli.
İlişkilerde sınırlar sizi korur, size içinde rahatça hareket edebileceğiniz bir çerçeve sunar ve sizi duygusal olarak destekler. Hem birlikte hem de ayrı kalabilmeye alan açar. Ancak bazen ilişkilerde sınır problemleri yaşanabiliyor. Bazen sınır ihlallerine maruz kalabilirsiniz ve/veya karşınızdaki kişinin uyarılarına ve rahatsızlık hissine rağmen bazı davranışları sergilemeye devam ederek onun sınırını ihlal edebilirsiniz. Sadece davranışlarla değil kelimelerle de sınır ihlali yapılır. Birisinin size istemediğiniz şekilde davranması (mesela siz rahatsız olsanız da size dokunması) gibi size rahatsız edici sözler söylemesi de (mesela size başarısız veya duygusal olduğunuzu söylemesi) sınır ihlalidir. Bu nedenle, ilişkilerde sınırlar belirlemek ve sınır ihlallerini fark etmek çok önemli. İlişkide bulunduğunuz kişilerle ne kadar samimi olursanız olun bu samimiyet sizinle istedikleri gibi konuşabilecekleri, size istedikleri gibi davranabilecekleri anlamına asla gelmiyor. ‘Evet’ demek zorunda olmadığınızı ve eğer ilettiğiniz ‘hayır’ anlaşılmıyorsa, öfkeyle, yakınmayla, uzaklaşmayla karşılık buluyorsa sorunun sizde değil, o kişide olduğunu kendinize sık sık hatırlatın.
Örneğin, siz evdeyken bir arkadaşınız sizi dışarı çağırabilir ama siz evde oturmak ve onunla görüşmek istemeyebilirsiniz. Belki o an sadece yalnız kalmak isteyebilirsiniz, belki canınız sıkkındır ve konuşmak istemeyebilirsiniz veya belki de kendi başınıza film izlemek, kitap okumak isteyebilirsiniz. Yani, illa arkadaşınızla bir sorununuz olmak zorunda değil. Burada sizin ihtiyacınız önemli: O an ne yapmak istiyorsunuz? Duygunuz size ne söylüyor? Öncelikle bunu anlamak önemli. Diyelim evde kalmaya ihtiyaç duydunuz. Hayır demek istiyorsunuz ancak bunu nasıl söyleyebileceğinize ilişkin bir gerginlik, içsel bir baskı hissediyorsunuz. Arkadaşınıza hayır derseniz kırılacağını, laf edebileceğini veya size öfkelenebileceğini mi düşünüyorsunuz? Kendinizi dışarı çıkmak için zorluyor musunuz? Bu sorulara cevabınız evet ise bu, bir sınır problemine işaret edebilir. Bu durumda net, belirgin sınırlar koyup koyamadığınız üzerine düşünmek, hissettiğiniz duyguları hem kendiniz hem de arkadaşınızın dinamikleri bağlamında ele almak, anlamaya çalışmak faydalı olabilir.
İlişkilerde sınırlar çok ince veya çok kalın olabilir. Aslında, her şeyin iki ucu gibi bu iki uç da problemlere, bazı zorluklara neden olur. Sınırlar çok ince olursa bizi dışarıya karşı koruyan bir bariyerden eksik kalırız. Dışarıdan bize iletilen her şeyi bir süzgeçten geçirmeden içimize alırız. Başta verdiğim bencillik örneğinde olduğu gibi. Sınırlar çok kalın olduğunda ise dışarı ile aramıza bir duvar inşa etmiş oluruz ve dışarının bize iyi gelebilecek taraflarını görmekten, hissetmekten eksik kalırız. Çünkü biz, ötekiler aracılığıyla çeşitli duygusal deneyimler yaşarız ve bu deneyimler aracılığıyla öğreniriz, değişiriz, olgunlaşırız. Sınırlarımız ‘esnek veya seçici geçirgen’ diyebileceğimiz bir yapıda olmalı. Bir ev gibi düşünün. Evinizin kapısı sürekli açık olursa her şey o kapıdan içeriye, yani sizin ruhsallığınıza girmeye başlar ve işgal edilmiş hissedersiniz. Evin kapısı sürekli kapalı olursa bu sefer de ruhsallığınız fakirleşir, yalnızlaşırsınız. Ancak o evin kapısını kapalı tutabilme gücünüz ve hakkınız var çünkü ev, sizin eviniz. Ziliniz çalabilir, bir şeyler evinize girmek isteyebilir. Siz kapı deliğinden bakabilir, o geleni değerlendirebilir, içeri alıp almayacağınıza karar verebilirsiniz.
Bazen de siz o kapıyı açmak istemezsiniz ve geleni içeri almamaya karar verirsiniz ancak o kişiler, şeyler zilinize basar durur, kapıyı zorlar. Bazıları sınırınızı zorlayabilir, kapıyı açmak istememenizi anlamayabilir. Kapıyı açmıyor olmanız onları huzursuzlandırabilir ve öfkelendirebilir. Siz sınır koyduğunuz ve bu sınırları korumak istediğiniz için sizi suçlayabilirler, sizi sert bulabilirler. Bazı insanları kaybetmekten de korkabilirsiniz. Eğer onlara ‘hayır’ derseniz sanki sizi bırakıp gidebilirler, sizinle olan ilişkilerini bitirebilirler gibi hissedebilirsiniz. Ancak bu hislerinizin de bir anlamı var. Acaba karşı taraf size davranışlarıyla bilinçli veya bilinçsiz bunları mı hissettiriyor? Sanki sizinle olan ilişkisini bitirebilir gibi mi konuşuyor? Yoksa geçmiş yaşantınızda hayır dediğinizde size yüzünü çeviren bir anneniz, babanız veya benzeri bir figür mü olmuştu? Benzeri sorular sorarak yaşadıklarınızı ve hissettiklerinizi anlamaya çalışabilirsiniz.
Yorumlar