İlişkilerde partner şiddeti: Meşrulaştırıcı tutumlar
- Dilek Akbaş

- 5 May 2021
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 27 May 2021
Türkiye'de son yıllarda kadına yönelik şiddet sıklıkla gündeme geliyor. Özellikle yakın ilişkilerde / flört ilişkilerinde partnerleri tarafından şiddete maruz kalan kadınların yaşadıkları zorluklara sık sık tanık oluyoruz. Partner şiddetine maruz kalma riskini artıran unsurlardan birisi geleneksel, ataerkil aile içerisinde büyüyen kadınların şiddeti ilişkilerin normal bir parçası gibi algılamaları. Annesinin, teyzesinin, ablasının vb. şiddete maruz kalmasına tanıklık eden veya çocukluğunda kendisi şiddete maruz kalan kadınlar şiddeti meşrulaştıran olumlu tutumlara sahip olabiliyor ve bu da onların şiddeti nasıl yorumlayacağını etkileyebiliyor.
Kadına yönelik şiddetin çok yaygın olduğu Türkiye dikkate alındığında, bu şiddeti siyasi ve kültürel nedenlerle meşrulaştıran olumlu tutumlar çok yaygın. Ayrıca şiddete karşı olumlu tutumları olan kişilerde şiddeti doğru bir şekilde tanımlamada zorluk görülebiliyor. Bazı kadınlar ilişkilerinde maruz kaldıkları şiddeti tespit etmekte ve tanımlamakta güçlük yaşayabiliyorlar (1).
İlişkilerde fiziksel ve cinsel şiddet kolaylıkla fark edilebilirken, baskı, kısıtlama ve değersizleştirme gibi davranışları içeren psikolojik şiddet kadınların fark etmekte zorlandığı bir şey. Fiziksel şiddet içeren davranışlar bile sıklık, yoğunluk ve şiddetine göre farklı değerlendirilebiliyor. Örneğin, bazı şiddet içeren davranışlar ancak aşırı ve tekrarlayıcı niteliklere sahip olduklarında şiddet olarak tanımlanıyor. Bu nedenle aşırı olmayan şiddet biçimleri bir sorun olarak görülmüyor, hatta kabul edici bir tavırla karşılanıyor (2).
Şiddete karşı düşük farkındalık, şiddeti meşrulaştıran olumlu tutumlar ve yüksek tolerans kadınların şiddete nasıl tepki vereceğini etkileyebiliyor. Öncelikle kadınların maruz kaldıkları şiddeti doğru tanımlaması ve ne olursa olsun kendisini eylemlerle, sözlerle gösteren bu şiddetin kabul edilemez olduğunu anlamaları çok önemli görünüyor. Şiddet tanımlanamaz ve bir sorun olarak görülemezse, kadınların içinde bulundukları ilişkilerin zarar verici olduğunu anlamaları ve bu ilişkilere son vermesi çok zor olur.
Öte yandan, erkek şiddeti bu kadar yaygınken ve sosyal medyada videolar, fotoğraflar, mesajlarla somut bir şekilde gösterilirken kadınların gördükleri tepkiler bazen belli nitelikte olabiliyor. Şiddet vakalarında kadını suçlamaya olan eğilim çok sıklıkla denk gelinen bir şey.
Türkiye, geleneksel ve modern değerlerin çatıştığı bir ülke. Kadınların hayatının da bu çatışmadan etkilendiği çok açık. Kadınlar bağımsız yaşamak ve bekar kalmak gibi modern değerleri ve yaşam tarzını benimsemek isterken, birçok kültürel ve dini beklenti yaşam tarzlarını ve varoluşlarını kısıtlama eğiliminde oluyor. Türk toplumunda geleneksel değerlere dayalı yazılı olmayan kurallar kadınların davranışlarını kontrol etmeye ve düzenlemeye devam ediyor. Bu yazılı olmayan kurallara uyulmadığında kadınlar sert, yargılayıcı ve eleştirel tepkilerle karşılaşabiliyor. Kadınlar kendilerine çizilen sınırların ötesine geçip sosyal normlardan, geleneksel kurallardan ve beklentilerden saptığında toplum tarafından farklı bir değerlendirmeye tabi tutuluyor (3). Şiddet vakaları da erkeğin kadına uyguladığı haksız şiddet yerine kadının bir takım nedenlerle bu şiddeti hak etmiş olduğu veya bu şiddeti kışkırtmış olduğu bağlamında değerlendirilebiliyor.
Nils Christie (4) ideal mağdur kavramı üzerinden kadınların şiddete maruz kaldığında belirli normlara ve kalıp yargılara göre bu kamusal mağdur statüsünü kazandığını belirtiyor. Bazıları şiddete maruz kalsa da ideal kurban statüsünü elde edemiyor. Bunun yerine, maruz kaldıkları şiddet meşru kabul ediliyor ve toplum, failin davranışının iyi nedenleri olabileceğini düşünüyor. Örneğin, akşam kabul edilebilir saatlerde işinden evine giden ve topluma göre tahrik edici kıyafetler giymeyen bir kadın yabancı birisi tarafından taciz edildiğinde bu statüyü elde edebilirken, aynı kadın barda tanıştığı ve evine gittiği birisi tarafından taciz edildiğinde suçlu görülebiliyor. Bu durumlarda toplumdaki kişiler şiddet olayından uzaklaşarak mağduru suçlayıcı şekilde sorular sorabiliyorlar. O saatte orada işi neydi, neden tek başına bara gitti, neden tanımadığı kişinin evine gitti gibi.
Bu sorular bize hiç yabancı gelmiyor olmalı. Bu örnekler çoğaltılabilir ancak cinsiyete dayalı algılar, inançlar ve ön yargılar kadınların maruz kaldığı şiddete yönelik tutumları derinden etkilemekte. Toplumun bu şiddeti haklı, meşru gören tutum ve söylemleri de şiddetin devam etmesine ve hatta artmasına neden olabiliyor.
Kaynakça
1.Özyürek, A., & Kurnaz, F. B. (2019) Aile İçi Şiddet Farkındalığı Ölçeği: Güvenilirlik ve Geçerlilik Çalışması. Kalem Eğitim ve İnsan Bilimleri Dergisi, 9(1), 227-250
2.Gracia, E., & Herrero, J. (2006b) Public Attitudes Toward Reporting Partner Violence Against Women and Reporting Behavior. Journal of Marriage and Family, 68, 759-768
3.Yüksel-Kaptanoğlu, İ., Türkyılmaz, A. S., & Heise, L. (2012). What puts women at risk of violence from their husbands? Findings from a large, nationally representative survey in Turkey. Journal of Interpersonal Violence, 27(14), 2743-2769.
4.Christie, N. (1986). The ideal victim. In From crime policy to victim policy (pp. 17-30). London: Palgrave Macmillan.
Yorumlar