top of page

Eyvah depresyondayım!

Günümüzde bazı psikiyatrik kavramlar kişilerin içinde bulundukları durumları adlandırmak, kendilerine farklı gelen davranışlarını, duygularını ve düşüncelerini o kavramların çerçevesi içerisine taşıyarak bir anlama kavuşturmak için kullanılıyor. Duygudurumu olumsuza kayan, enerjisi eskiye kıyasla düşük, içinden pek bir şey yapmak gelmeyen birisi neden böyle olduğuna dair düşünürken ‘Depresyonda olduğum için böyleyim’ diyebilmekte ve yaşadıklarını depresyonun çerçevesine alabilmektedir. Bu örnek bipolar, borderline gibi daha birçok kavrama uyarlanabilir. Ancak depresyon örneğinden gidersek kişi depresyonda olduğu için mi öyledir yoksa bilinçli ve bilinçdışı bir şeyler yaşandığı için mi depresyondadır? Bu sorulardan önce asıl sorulması gereken belki de depresyonun ne olduğu ve ne olmadığıdır. Kişinin deneyimledikleri depresyonda olduğunu söylemek için yeterli midir? Her kendisini mutsuz, enerjisi ve motivasyonu düşük hisseden depresyona mı girmiştir? Depresyon girilen ve çıkılan bir şey midir?


Depresyon pek çok farklı durum için kullanılan yüzeysel bir terim haline gelmiş durumda. Bir takım deneyimler yaşayan her kişiyi depresyonda görmek kadar her depresyonda görünen kişiyi aynı sorunlardan muzdaripmiş gibi görmek de çok sakıncalı ve zararlı bir bakış açısıdır. Günümüzde oldukça yaygın olan yaklaşım ne yazık ki kişilerin yüzeyde görünen davranışlarına odaklanarak Prozac, Lustral gibi toplum içerisinde bilinirlik kazanmış ilaçlar aracılığıyla onları toplumsal bir norm temelinde ‘normalleştirmeye’ çalışmaktır. Peki ilaç tedavisi bu 'normalleştirmeyi' sağlamakta mıdır? Tedavi sonunda hastalar iyileşmekte midir yoksa iyileşir gibi gözüküp kısa bir süre sonra tekrar kötüleşmekte midir? Peki tedavinin işe yaramadığı ve hiç iyileşmeyen hastalar yok mudur?


Agah Aydın bir konuşmasında ‘İlaçlar elbette iyileştirir ve işe yarar. Ancak anlaşılmadığını düşünen birinde ilaçların etkisi azalır. İnsan, anlatabileceği birini arar. Öyküsünü dinlemediğiniz birini iyileştiremezsiniz’ diyerek tedavideki kilit noktayı söylemiştir: Dinlemek. Hastaları kişisel tarihçelerini öğrenmek için dinlemek, geçmiş yaşantılarını hesaba katarak şimdilerini dinlemek, ruhsal gerçeklik ve dış gerçeklik bağlamında neler yaşıyor olduklarını anlamak için dinlemek, kelimelerin içinden ve ötesinden dinlemek… Depresyonun altında yatan süreçlerin anlamlarını hastaların kişisel hikayesi ve tarihçesi bağlamında araştırmak ve bu bağlam içerisinde onların semptomlarını anlamlandırmak ve de bu doğrultuda bir tedavi biçimi belirlemek çok önemli.


Ne yazık ki günümüzde hastaların biriciklikleri göz ardı ediliyor ve sanki her hasta aynıymış gibi kişisel tarihçeleri dikkate alınmadan, kelimelerle kendilerini ve yaşantılarını detaylı bir şekilde ifade etmelerine fırsat verilmeden tedavi edilmeye çalışılıyor. Ancak bu türde bir tedavi biçimi sadece yüzeysel değişmeler sağlıyor ya da hiç değişme sağlamıyor. Yas, melankoli ve diğer depresif durumları birbirlerinden ayırmak, yaşantılanan hastalığın veya durumun bir işlevi olup olmadığını anlamak, bilinçdışı süreçleri hesaba katmak ve tüm bunları yapabilmek için de hastaları dalgalı bir dikkatle dinlemek tedavinin temel yol gösterenleri olmalı. Yoksa yapılan sadece hastalara ilaç yazmak, EKT seansı ayarlamak, onların hastanede bir süre yatışını sağlamak ve onları dinlemeden taburcu etmek olacaktır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page